zihniyet

 

 

 

 



sevgi ve saire

last fm gösteriyor ki, en sevdiğim müzikler/icracılarla en çok dinlediklerim arasında o kadar da sağlam bir denklik yok. hergünlük ruh halime hitap etmeyen fakat, dinleme aralarında nadasa yatıracak kadar çok sevdiğim eserler dururken,—sırf beynimi yormuyor diye—tam da hastası olmadığım bir sürü şarkıyı çok dinliyorum. ne kadar kapitalist bir yöntemmiş, bir acayiplik var diyorum ben de.




şefin tavsiyesi

özverilerini ölçmek ve de işlerine saygılarını test emek için ilk defa gittiğim lokantalarda kendi adlarıyla isimlendirdikleri yemekleri yemeye dikkat ediyorum. tavsiye ederim.





Ters Asılmış Sigara İçilmez Uyarıları Serisi - 04
bu ve daha fazlası bundan böyle şurada.

Ters Asılmış Sigara İçilmez Uyarıları Serisi - 04

bu ve daha fazlası bundan böyle şurada.





elimden gelmiyor adlı şiirim.

elimden gelmiyor adlı şiirim.




devirmeyici lisesizler

geçende devrimci liseliler diye bir oluşumun bir afişini gördüm. hatta şurada varmış şans eseri. kusura bakmasınlar ama saçmalık olmuş. teorik olarak karşı olman gereken kurumun logosunun yazılarını kendi adınla değiştirip afiş diye asarsan pek de devrim istemiyormuş gibi olursun.

ayrıca ‘parasız istiyoruz, eğitim alacağız’a değinmiyorum bile.





hemen gülmeyin. evet, “ş”, yazıya başladıkları rockwell black’te olmayan bir karaktermiş, word de ondan itibaren paşa gibi times bold yapıvermiş. ama bu genel grafik anlatımın taksitli kurgusunu pekiştirmekle kalmamış, vurucu da oldurmuş. yapanların daha yazıyı ortalamayı bilmedikleri gibi şeyler de iddia edilebilecekken, benim kanaatim kendilerinin avant-gardecı dehalar olduğu.

hemen gülmeyin. evet, “ş”, yazıya başladıkları rockwell black’te olmayan bir karaktermiş, word de ondan itibaren paşa gibi times bold yapıvermiş. ama bu genel grafik anlatımın taksitli kurgusunu pekiştirmekle kalmamış, vurucu da oldurmuş. yapanların daha yazıyı ortalamayı bilmedikleri gibi şeyler de iddia edilebilecekken, benim kanaatim kendilerinin avant-gardecı dehalar olduğu.




hayır, kötümserlik değil

teknoloji denen şeyi bana bıraksalar hiç ilerletmezdim. “pil” mefhumunun biten, şarj marj olsa da ömrü olan bir şey olmasını kabullenemiyorum. yatar kalkar onunla uğraşırdım. dünyadaki bütün bilim insanlarını buna tahsis eder, “bitmeden yatmak yok” derdim.

bir ideoloji olarak çözümsüzlüğü kabul ediyorum, keza aksinin abuk subuk geçici kabullerin dışına çıkamadığı bence aşikar.




burası, neresi.

istanbul’un başı beladan kurtulmuyor. birileri resmen annesine küfrediyor, alenen arkasından konuşuyor.

ve istanbul’un insanlarla iletişime geçme gibi bir imkanı yok, suçlamalara cevap veremiyor.

yanlış anlaşılmasın, hafifmeşrepliğin estetizasyonuyla bir problemim yok. bilakis. ama bunun kitlelerin ruhlarından ve kredi kartlarından bir tutam koparmak için bir silah, bir erotik pavlov deneyi haline getirilmesi, ve daha önemlisi bütün bunların savunmasız bir şehre iftira atarak yapılmaya çalışılması; kabul edilemez.

umarım bunun sorumlusu beyinler huzuru, ‘halk bununla baş edecek olgunlukta değil,mpfh’ benzeri bir rasyonalizasyonda aramaz, kalplerine bakarlar.

ayrıca zannedilenin aksine, bu ülkede istanbul’un dışında da yerleşim var.





zihniyet farkını daire içine alınız.

zihniyet farkını daire içine alınız.




cehaletimi bağışlayın

wimbledon’da yağmur yağarsa top toplayıcı çocuklar hemen muşamba sererler. us open’da ise yağmurun sahaya dilediğince yağmasına izin veriliyor, ardından iri iri motorlu aletlerle saha kurutuluyor.

tabii bu wimbledon çim olduğu içindir muhtemelen. yine de bu ayrım yıllardır içimde büyüttüğüm “avrupalı ve amerikalı zihniyet farkı”na acayip kanıt olmuş gibi geldi. “us open neden çim ya da toprak değil de yapay?” sorusu akla gelebilir ki, zihniyet cevaptadır.